Kur'an-ı Kerim

Kur’ân-ı Kerim insan fıtratına uygun bir şekilde onu adım adım ilerletmektedir. Ama İncil’e uymak isteyenin durumu, okula başlar başlamaz, en zor okunan bir kitabı okumaya mecbur bırakılan çocuğun durumuna benzer. Allah (c.c.) hikmet sahibidir. O’nun hikmetinden beklenen de öğretinin adım adım tekâmüle ermesidir.

“Verdiklerimizden harcarlar”  dendikten sonra âyet-i kerime: “Onlar sana indirilene de, senden önce indirilene de inanırlar ve ahireti yakîn ederler” buyurmaktadır. Takva sahibi bir hicap içinde olduğu için, bu âyette zikredilen imanı da tekellüften ibarettir. Takva sahibi hala irfan gözünden yoksun olmasına rağmen, takva yardımıyla şeytana meydan okuyarak, iman etmiştir. Bizim cemaatimizin durumu da şimdilik böyledir. Onlar takva yönünden iman ettiler ve cemaatimizin Allah’ın (c.c.) eliyle ne kadar büyüyeceğini bilmemektedirler. Nitekim onlar eninde sonunda bu imanın yararını göreceklerdir.

Devamını oku...

İtiraz: Bazı şeylerin tekrar tekrar söylendiği konusu.

Buraya kadar Kur’an’ın zahiri güzelliğine yöneltilen itirazları cevaplamış oldum. Şimdi de Kur’an’ın bazı ayetleri tekrarladığı itirazını ele alacağım. Her şeyden önce bilinsin ki bu itirazın elebaşları Hıristiyanlar ve Hindulardır. Oysaki onların kendi kitaplarında tekrar vardır. İncil’de birçok şey tekrar edilmiştir; Dört İncil’de ortak olan birçok şey vardır. Matta ne diyorsa Mark, Luka ve Yuhanna tekrarlarlar. Hinduların kitapları da aynı şekildedirler. Örneğin Atharvaveda cilt 1, kitap 2, 27. dua ile Rigveda cilt 1, kitap 1, 96. dua aynıdırlar. Eğer bir şeyin tekrarlanması itiraz konusuysa bunlara neden itiraz edilmiyor?

Devamını oku...

“İbrahim, “Ben, Rabbime gideceğim, bana başarı yolunu mutlaka gösterecektir” demişti. “Yarabbi! Bana iyi evlat ihsan et” (diye dua etmişti). Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğlanı müjdeledik. Bu oğlan onunla birlikte hızlı yürüyebilecek çağa gelince, (İbrahim, oğluna), “Oğlum! Ben rüyamda seni (sanki) boğazlarken gördüm. İyi düşün taşın, bunun hakkında senin görüşün nedir?” dedi. (Bunun üzerine oğlan), “Babacığım! Allah’ın sana dediğini yap, inşallah beni iman üzerinde kaim olan bir kimse olarak göreceksin,” dedi.” (Saffat Suresi 100-103)

Bu ayetten anlaşıldığına göre İbrahim (as) bu rüyayı daha önce görmüştü. Fakat çocuk koşabilecek çağa geldiğinde bundan bahsetti. Hatta ayette geçen “say” koşmak kelimesinin bir diğer anlamı da babasının işlerine yardım edebilecek çağa geldiğinde demektir. Ehlisünnet, “Rü’yel enbiyayi vahyün” yani “Peygamberlerin rüyaları vahiydir” diye iman ederler. O halde İbrahim (as) Allah’tan aldığı vahyi neden hemen uygulamayıp onun büyümesini beklemiştir? Bu ayet bize çok yüce dersler vermektedir; Allah-u Teâlâ adaletli olmayı peygamberlerine iyice öğretmişti. Eğer oğlunun rızasını almadan bu emri uygulasaydı bu çocuğa karşı haksızlık olurdu. Hâlbuki İbrahim (as) bu haksızlığı yapmamış bunun yerine oğlunu çok iyi yetiştirmişti. Daha delikanlılığının başındaki bir çocuk Allah yolunda canını vermeye hazırdı. Bundan sonraki ayetlerden bir başka şey öğreniyoruz. Peygamberlerin rüyası bile bazen yoruma tabi olabilir.

Devamını oku...

Kur’an-ı Kerime göre dini nizamlar dahi belli bir müddet geç-tikten sonra ya uygulanamaz hale gelir ya da insanlar tarafından yavaş yavaş unutulur. Uygulanamaz hale gelmesi de iki türlüdür. Ya insanlar içine bir şeyler karıştırdıkları için uygula-namaz hale gelir ya da halis halini korumasına rağmen çağ dışı kalırlar. Bunun örneği birisinin elbisesi yırtılınca yeni bir elbi-seye ihtiyaç duyması veya çocuğun boyu uzadığı için eski elbi-senin üzerine olmaması gibidir. Aynı şekilde ilahi öğretiler de ya insanlar tarafından bozulduklarından ya da doğrudan insan-ların hayatlarındaki gerçek ihtiyaç değişimi yüzünden değiştiri-lirler. Bu durumda Allah artık yeni bir öğretiye ihtiyaç olduğu-na karar verir ve yollar.

Sözün özü ilahi mesajlar için iki şeyden birisi muhakkak geçer-lidir.

1.            Uygulanamaz hale gelince ondan iyisi gönderilir. Daha iyisi şunun için gerekir ki aynı iyilikte olan zaten bitmiştir; uygulanamaz hale gelmiştir. Böyle olmasaydı eskisi hala geçerli olurdu. Ne'ti bi hayrim minha işte bunu anlatmak için kullanılmıştır.

Devamını oku...

İslamiyet’te üçüncü temel itikat, vahyolunmuş kitaplara inanmaktır. Bu inanç acayip değişikliklere uğramıştı. Müslümanlar vahyolunmuş kitaplar hakkında ve bilhassa Kuranı Kerim hakkında, ilginç fikirler beslemeye başlamışlardı. Zaten bir Müslüman için Kuran’a iman etmek esastır, öteki kitaplara iman etmesi usulendir. Çünkü onlar tahrife uğramış ve asıl şekillerini kaybetmişlerdir.

Ama Müslümanların Kuranı Kerim hakkında beslemeye başladıkları fikirler çok tuhaftır. Kuranı Kerime ait hakikati Vâdedilen Mesih’ten öğrendiğim için, o fikirler bana daha da tuhaf görünüyor. Gerçekten, Vâdedilen Mesih olmasaydı, Kuranı Kerime dair birçok masalları ben de kabul edecektim. Kuranı Kerim ile ilgili olarak öğretilen ve benimsenen en acayip fikre göre, Peygamber Efendimiz öldükten sonra Kuranı Kerimin içeriği, tamamen değilse bile, kısmen ortadan kaybolmuştu. Bazı muteber İslam müellifleri Kuranı Kerimin şimdiki metninde bile insan müdahalesinin izleri bulunduğunu söylemişlerdir.

Devamını oku...

İtiraz: Arapça olmayan kelimeler içermesi

Kur’an-ı Kerim’in yabancı diller içerdiği itirazı da yersizdir. Bir kere hiçbir dil; ister eski olsun ister yeni, diğer dillerden tamamen arınmış olmaz. Eğer o dönemin Arapları “biz bu kelimeyi bilmiyoruz; bu yabancı bir kelimdedir” deseydi itiraz anlamlı olurdu ama öyle bir şey yaşanmadı. Eğer Araplar anlamışsa, eğer Mekkeliler anlamışsa kelime başka dile de ait olsa itiraz yeri değildir. Hatta yepyeni bir kelimeyi Arapçaya yerleştirmişse bile itiraz yeri değildir çünkü bu Kur’an’ın olağanüstü kudretini gösterir. Ancak kelamı son derece güçlü birisi böyle bir şeyi başarabilir; mevcut dilin içinde olmayan kelimeler yerleştirebilir. Bu sebeptendir ki Kelamı güçlü olanların hataları bile revaç bulurlar; yeni bir icat gözüyle bakılır çünkü öyle birisi otorite olur. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna o karar verir. Bu sebeple Kur’an eskiden olmayan kelimeleri getirip yerleştirmişse bu da onun bir mucizesidir.

Devamını oku...

Kur’an’ın dış güzelliğine itiraz etmek için batı dört yöntem kullanmıştır.

1) Önce diyorlar ki hâşâ Kur’an-ı Kerim’in tarzı çok çirkindir.

2) Arapça olmayan kelimeler içermektedir

3) “Gereksiz tekrar vardır; mantıksız bir şekilde aynı şeyi tekrar edip duruyor” derler.

4) Konularının arasında bir bağlantı ve sıralama yoktur. Emirlerden bahsederken birden bire vaaz vermeye başlar; Savaşları anlatırken birden bire münafıkları azarlamaya başlar.

Devamını oku...

Denilebilir ki bu deliller Kur’an’ın membasının üstün olduğunu gösterir (Yani membasının Allah olması) ama diğer semavi kitaplardan üstün olduğunu göstermez. Gerçek şudur ki Kur’an-ı Kerim tüm semavi kitaplardan üstündür. Sebebi de şudur ki her ne kadar onlar da Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş olsa da indikleri dönemde Allah’ın bazı sıfatları ifşa edilmemişti; zuhur etmemişti. Örneğin belli bir dönemde eğer hıyanet denilen ahlaksızlık çok yaygınlaşmışsa dönemin peygamberi özellikle bu ahlaksızlığa karşı savaşmak için gönderilmiştir. Kalplerin sertleştiği bir dönemdeyse merhamet ve sevgi mesajını getiren peygamberler gönderilmiştir. Ama hiçbir zaman “Rabb-ul-Alemiin” sıfatını içeren bir kitap indirilmedi.

 

Devamını oku...

Sonra günümüze bakalım. Zahiri ulemalar yine pes edip “evet Kur’an-ı Kerim’de bazı hatalar olabilir” dediler. “Aslında Kur’an diğer insanların inançlarını anlatıyor; kendi fikrini değil” dediler ama Vâdedilen Mesih (a.s.) bu yaklaşımı ret etti ve asıl anlamlarını beyan ederek Kur’an’ın mucizevî içeriğini ispat etti. “Bana bir şey söyleyin ki insanın ruhaniyetiyle alakalı olsun ve doğru da olsun ama Kur’an onu beyan etmemiş olsun. Ya da Kur’an’ın beyan ettiği bir şeye itiraz edin ki size doğrusunu söyleyeyim” diyerek meydan okudu. Öyle acayip irfan incileri çıkartıp gösterdi ki görenler mest oldular; itiraz edenlerin cehaletine ve gafletine üzüldüler. Vâdedilen Mesih’in (a.s.) vefatından sonra onun cemaati de Allah’ın özel lütfundan faydalanmaktadır ve kimsenin aklına gelmeyen ince anlamlarına Allah’ın fazlıyla ulaşabilmektedir.

Devamını oku...

Örneğin Kur’an-ı Kerim Hazreti Yunus (a.s.) hakkında şöyle der; 

Hatırlayın o zamanı ki Yunus (a.s.) kızıp ayrılmıştı[1]. Bizim de onu zor duruma bırakmayacağımızı biliyordu.

Bu ayet hakkında  bazı yorumcular hâşâ Hazreti Yunus’un (a.s.) Allah’ın (c.c.) onu yakalayamayacağını sandığını söylerler. Ama Hazreti Muhyyüddin İbn-i-Arabi onları düzeltiyor.

Devamını oku...

Ama sadece iddia etmek yeterli değildir; delil de vermemiz gerekir. Kur’an’ın gerçekten Allah (c.c.) tarafından gönderildiğini kanıtlamak durumundayız. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur; (Hud 18) Bu ayette Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c.) tarafından gönderildiğine dair üç delil vardır. Öncelikle şunu söyler;

Yani Rabbi tarafından bir Beyyine (apaçık ve bariz bir delil)  üzerinde duran hiç yalancı olabilir mi; mahvolabilir mi? Buradaki(men) kelimesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabeler için kullanılmıştır. Yani Kur’an-ı Kerim “sizin gözünüzde helak olup gidecek olan bu kimseler Beyyine olan bir kitaba inanırlar. Bunda iddia edenin iddiasını ispatlayan çok sağlam deliller vardır” diyor.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Ziyaret Sayacı



Ziyaretciler

Bugün: 5
Dün: 62
Bu Hafta: 430
Geçen Hafta: 687
Bu Ay: 931
Geçen Ay: 2336
Toplam: 115555

Ülkeler

78.2%Turkey Turkey
8.2%Germany Germany
2.8%United States United States
1.3%United Kingdom United Kingdom
1.2%Netherlands Netherlands